Resilience’ınız Ne Seviyede?

Resilience’ınız Ne Seviyede?

Zor ve sıkıntılı durumlarla nasıl baş ediyorsunuz? Olaylar karşısında kolayca uyumlanabiliyor musunuz? Çocukluğunuzda oynadığınız lastik toplar gibi düştüğünüzde geri zıplayabiliyor musunuz? Bambu gibi sağlam köklerin üstünde esnek bir şekilde rüzgara göre şekil alabiliyor musunuz? Yeterince çevik misiniz? Hayatın getirdiği yükler karşısında dağılmadan durabiliyor, yol karanlık göründüğünde bile inançla devam edebiliyor musunuz?

Bireyler ve organizasyonlar iş hayatında bir dizi olumsuz durum, risk ve tehdit ile karşı karşıyalar. Buna ek olarak toplumun içinde bulunduğu pek de olumlu olmayan sosyal ve ekonomik koşullara da maruz kalıyorlar. Tüm zorluklar, belirsizlikler ve değişim karşısında ‘dayanıklılığımızı’, ‘esnekliğimizi’, ‘motivasyonumuzu’ koruyabilmek, hedeflerimize ve taahhütlerimize bağlı kalabilmek, zor zamanlarda ayakta durabilmek, her şeye rağmen ‘iyi’ olabilmek için ‘resilience’ kasımızı güçlendirmemiz lazım. Ancak içinde bulunduğumuz ortam nasıl olursa olsun resilience bir süreç, rotasını kendimizin belirleyeceği bir yolculuk, kişisel bir seçim. Esnek ve çevik olabilmek adına köklü değerlerimizden destek alarak düşünce kalkmayı seçmek bilinçli ve niyetli bir davranış. Elbette tekrar aynı darbeyi almak, burnumuza aynı yumruğu yemek için değil, yaşadıklarımızdan öğrenerek, rotamızda düzeltmeler yaparak dik durabilmek için.

Resilience birey ile ilgili bir konu. Zihinsel, bendensel ve ruhsal olarak güçlü olmanın bir göstergesi. Hayatımızın aldığı yönü kontrol edebilme ve sorumluluk alma becerisi. Resilient kişiler kendi iyiliklerini, mutluluklarını başkalarının davranışlarına bağlı olarak belirlemezler ve suçu başkalarının üzerine atmazlar. Resilient kişiler her zaman şu soruyu sorarlar: içinde bulunduğum durumu değiştirebilmek için ben ne yapabilirim?

Resilience, potansiyel veya gerçek tehditler karşısında kontrolümüzü kaybetmemek ve reaktif olmaktansa proaktif kalabilmek ile ilgili. Bunun için de bireysel farkındalık, önümüzdeki seçimlere odaklanabilmek ve çeviklikle aksiyona geçmek bu alandaki en önemli becerileri oluşturuyor. Elbette hayatımızın misyonunu, amacını bilmek ve umudu her zaman içimizde taşımak da inanılmaz katkı sağlıyor.

 Özetle resilient olabilmek için:

-Enerjimizi değiştirebileceklerimizin üzerine odaklamak,

– Kendi mutluluğumuza sahip çıkmak, mutluluğa ulaşmak için başkalarına bel bağlamamak

-Güçlü yanlarımızın farkına varmak ve bunları kullanmak

-Bizi sınırlayan inançlardan kurtulmak

-Her zaman kullanılabilecek bir yedek plan oluşturmak

çok önemli.

Olumlu davranışlar doğal olarak olumlu ortamlarda, iklimlerde daha kolay filizleniyor. Olumlu bir ortamda oluşan bir olaya karşı insanların gösterdiği tepki ile aynı olayın olumsuz bir ortamda meydana gelmesi karşısında gösterdikleri tepki taban tabana zıt olabiliyor. Bu nedenle iş ortamlarında olumlu iklimler yaratmak için çaba göstermek çok değerli. Çalışanların mutluluğu yalnızca bir iyi niyet değil, aynı zamanda ‘resilient – dayanıklı’ ve ‘agile – çevik’ organizasyonlar yaratmanın da ön koşulu.

Kurumlarda tüm insan kaynağının mutluluğunun yanı sıra ‘resilience’ını geliştirmesine emek vermek,  işten ayrılmalar, hastalık izinleri, verimlilik, çalışan ve müşteri memnuniyeti, satışlar ve karlılık üzerinde son derece olumlu etkiler yaratıyor; takım çalışmalarına, çalışanların birbirleri ile olan yoldaşlığına, motivasyonuna, odaklanmaya, kısacası kurumsal iklime olumlu bir hava getiriyor.

Kısacası herkesin bir parçası olmak isteyeceği bir iş ortamı yaratabilmenin sırrı zor zamanlarda mutlu olma sanatından geçiyor.

 Ferah Lök, Power of Happiness