Kendimi İyi Hissetmem Sandığım Kadar Zor Mu?

Kendimi İyi Hissetmem Sandığım Kadar Zor Mu?

Derler ki;

Tüm duyuların içinde beyine en hızlı ileti gönderen organ gözdür. Görüntünün beyne ulaşma hızı saliselerle ölçülür. Dolayısı ile gördüklerimiz, kendimizi iyi hissetmek ya da hissetmemek konusunda sandığımızdan daha etkilidir...Kendimi iyi hissetmem neden bu kadar zor? Mutluluğu uzaklarda mı arıyorum? İyi olmak nedir? Mutsuz olmamı artıracak bu kadar çok veri varken, mutlu olmayı nasıl becereceğim?

Mutlu olmak o kadar da zor değil. Sadece benim seçimim. Nereden baktığım ve ne istediğim ile ilgili. Ama formülün asıl iksiri dışarıda değil. Nerede mi? Çok basit. Bakmalı aynaya. Biraz daha bakmalı. Doğru bildim. Mutluluk bende.

Kendimde, benim içimde. Aklımda, yüreğimde ve özgür irademde.

Düşüncelerim duygularımı, duygularım davranışlarımı ve davranışlarım yazgımı belirliyorsa; düşüncelerimi olumlayacak şeyleri belirlemek de benim elimde olmalı.

Kendine yabancılaşmaya bayılan bir toplum olarak, İngilizce kelimeleri kulanmayı da severiz. ‘Wellness’ da bunlardan biridir. Bir türlü tam olarak türkçeleştiremeyiz: İyi hissetme / iyi olma / sağlıklı olma / kendine iyi bakma...diye çevirip dururuz. Çok da uzatmaya gerek yok aslında. Wellness, bir şekilde iyi olma durumudur işte, uzaklarda aramaya gerek olmayan. Einstein, gerçeklik basitlikte bulunur derken, belki de bunu kastetmişti. Homo Sapiens öyle bir tür ki, kavramları dolaylılaştırmayı erdem sayıyor. Otoriteler 21. Yüzyılın kamikaze hızındaki dünyasında her gün kendiyle çelişen araştırma ve sonuçlarını önümüze seriyor: Sağlıklı olmak için spor yapmalıyım; koşmak en iyi kardiyo yöntemi. (Ah af edersiniz koşu aslında kalp için pek zararlı, en iyisi sadece yürüyün.) Kolesterol iyi bir şey değildir ve derhal düşürülmelidir. (Pardon kolesterol aslında faydalı.) Yumurtaya dikkat, kolesterol bombası.(Hımm yanılmışız, yumurta masum!) Burada Temel Reis ve ıspanak paradoksuna da selam edelim... Beslenmenin en doğrusu az az, sık sık yemek. Kırmızı et ise neredeyse zehir. (Yok yok olur mu, sadece et yiyerek ve hatta günde 1 öğün çok daha sağlıklı.) Veganlık harikadır, hayır veganlık çılgınlıktır...Yeteeer, diye bağırarak kaçmak istiyor insan. Ey otoriteler, size güvenmiştim, şimdi hangisini dikkate almalıyım?

Dur, demeli bazen zihne ve durakalmalı. Hangisi doğru bilmediğimize, yolun sonundaki peynire bir türlü ulaşamadığımıza  ve en doğruyu yapana madalya da vermediklerine göre; belki de sadece labirentin duvarlarındaki desenleri, kafamızın üzerindeki gökyüzünü, yıldızları, doğayı, yeni doğan bir bebeğin minik ellerindeki mucizeyi, koltukta uyuklayan kedinin nefes alıp verirken yaydığı huzuru, rüzgarda eğilen selvi ağacını, hangisi neden mavi neden mor diye dalıp gidilen bahçedeki ortancaları, çıplak ayakların altından çekilen dalganın bıraktığı köpüğü, çakıl taşlarının yer değiştirmesini, her gidişinde daha sık gelmeliyim dediğin müzedeki tabloyu, gülümsediğinde gözleri çizgi çizgi olan dostunu, yanı başındaki sevgilinin yüzünü görmek yeterlidir belki, ‘iyi olmak’ için. Sadece istemeli insan.

Uzun lafın kısası; diyorum ki Mir’im; görmek için bakmayı bilmeli bazen. Neye bakacağını seç yeter ki, güzel şeylerin zihninde fotoğrafını çek. Bakarsın, görürsün, hissedersin, bir bakmışsın mutluluk yüreğine akmış, bir sıcak, bir huzur. Bazen her şey aslında bu kadar basit.

Sonrası iyilik, sağlık...

Didem Orhuner Çavaş